Bartın Ekspres Gazetesi-2008

8 Mart 2008’de Emekçi kadınlar Günü dolayısı ile yaptığım konuşma

 ( 12 Mart 2008 Bartın Ekspres Gazetesi’nde yayınlanmıştır )

Anlatılan benim ve bizim hikayemiz!kendine kadınım ve anayım diyebilenlerin hikayesi!..Kafanız en az onlar kadar çalışmaktadır,zeka seviyeniz en az onlar kadar bilimle,fenle uğraşmaya yeter,eğitim hayatınızda en güç kulvarlardan onlardan daha başarılı geçerken,zor sınavları rekorla atlarsınız..

Hatta hatta bu başarılarınızdan dolayı ulusal veya uluslararası ödüller bile kazanabilirsiniz.her ne kadar senin bedeninin güç koşullara dayanamayacağı onlar tarafından iddia edilse de,onların dayanabildiği en ağır iş koşullarına,en ağır iş koşullarına,en ağır doğa koşullarına dayanabilirsin.Çünkü sen doğum gibi dünyanın en güç olayını gerçekleştirebilensindir.

Sen de en az onlar kadar makinaları üretebilir,tamir edebilir,kullanabilirsin;sen de en az onlar kadar en ağır koşullardaki çalışma ortamlarında çalışabilirsin.Onların  mesleği olarak kanıksanmış meslek gruplarında en başarılılar arasında yer alırsın ama yine de sen onlara göre eksik etek,beyni ve gücü hiçbir şeye yetemeyecek olansındır ve erkeğinin bir adım gerisinde durmalısındır.Sonuçta mühendis olursun,doktor olursun,pilot olursun..Hatta hatta astronot bile olursun..

Ama nafile!..Bir bakarsın birdenbire birileri çıkar karşına..”Sen de kimsin?Sen ne anlarsın kadın kafanla bilimden,teknikten.Haddini bil,çekil kenara,sana mı kalmış biz dururken bilim insanı olmak,bilimsel gerçeklerle uğraşmak..Senin saçının teli görünmesin yeter,sen çocuklarını doğur,büyüt” derler.

Bu sözleri söyleyenler,kadınların zekasını ve gücünü sorgulayanlar kimlerdir dersiniz?Onlar sabahları kalkıp üstlerine “çok mühim insan” kılığını geçirerek günlerine başlayanlardır.Onlar ne yazık ki insansız bırakılmış insanlardır.

Onlar geceleri evlerine öfkeler ve korkular eşliğinde,kara arabalarla dönen,tek bir insana değmemeleri için etraflarında etten duvar örülenlerdir.İnsanlara ve sıcak yüreklere bulaşmamak için kendilerini bir “iktidar ışıltısı “ile koruyan mühim insan kılığındaki insanlardır onlar..

Oysa onlar bilmezler veya bilmek istemezxler ki,bizler yani biz kadınlar,doğurmasak bile o büyük güce,yaşam verme gücüne,hayatı yaratma gücüne sahibizdir.O nedenle bizler hep tanrılaşırız,o nedenl e bizler yaradanızdır,bereketizdir.Kendimizi katarak,kanımızla canımızla getiririz,doğururuz bebelerimizi,yakarız ninnilerimizi ,ağıtlarımızı,türkülerimizi.

Hiç ama hiç yılmayız çocuklarımız ve onların yaşamları için mücadele etmekten.Mücadelemiz bebelerimizin daha temiz,daha adaletli bir dünyada yaşaması içindir.O nedenle hem kadın,hem ana,hem de teknik insansan eğer,ana ve kadın yüreği ile bilimi birleştirip,o gözle bakmak zorundasındır bu dünyaya ve yaşama..Çünkü senin sahip olduğun teknik bilgi diğer hemcinslerinden ayrı olarak,bir de bilimsel gözle irdeleme görevini verir sana,bu dünya ve çevreyi..İşte bundan dolayı sadece senin meslek grubun toplumu ve doğayı değiştirme gücüne sahiptir.

O nedenle sen önce bir mühendis olarak bilimle analığı,teknikle kadınlığı yoğuran olmalısındır artık.Yoğurduğun bu hamurla da canın ciğerin için,tüm bebeler için temiz ve güzel bir yaşam ekmeği pişirme görevini almışsındır artık.Ana olarak evlatların temiz hava solusun,temiz sular içsin,temiz bir dünyada yaşasın istersin.Ancak cennete gitmeyi yaşamlarının en kutsal hedefi sayanların da,bu dünyanın cennet değerlerine neden böyle acımasız olduklarını anlayamazsın bir türlü!..

Ama o da ne?..Bir bakarsın yine birileri çıkar karşına..Senin dışında birileri yine senin ve evlatlarının yaşamı üzerine almıştır kararlarını..Bizlere ve çocuklarımıza hiç ama hiç sormadan.

Oysa sen önce bir kadın,sonra bir mühendis  ve ana olarak bilirsin ki,yaşamlarımız ve yaşadığımız bu dünya üzerine alınan bu kararların bilimsel verilere dayanarak alınmadığını…

Bilirsin mühendis bir ana olarak,sadece 3-5 muktedirin kar hırsı için senin yaşamın üzerine oyunlar oynandığını..

Bilirsin bir mühendis ana olarak,ülkendeki çevre politikalarının sonuçlarının yıkıma,talana ve yağmaya dayandığını..

Bilirsin bir mühendis ana olarak,yaşadığın bu cennet ülkenin yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarının muktedirlerin sana sorulmayan kararları ile onların işbirlikçilerine peşkeş çekilip,tüm pisliğinin cennet ülkene ve evlatlarının yaşam alanlarına terk edilip,gidildiğini..

Bilirsin mühendis bir ana olarak,ülkendeki birçok etkili ve yetkilinin “orman arazilerini satabilirsek eğer,ülkemiz borçlarını daha ödeyebilecektir” yalanı ile halkı avuttuğunu..

Bilirsin  sana ve çocuklarına ait kaynakların devleti soyup soğana çevirenlerin yarattığı zararın ve açığın ormanlarımız,madenlerimiz,toprağımız,suyumuz,havamız yani tüm yaşam kaynaklarımız talan edilerek ödendiğini.Ama yine çok iyi bilirsin ki,ülkeni ve yaşamlarımızı satanların dokunulamadan ortada gezmelerine rağmen,senin ve çocuklarının havasının,suyunun,ormanının,denizinin,yaşamının hiç ama hiç dokunulmazlığı olmadığını,çok iyi bilirsin..

İşte tüm bunları bildiğin için savaşırsın tüm gücünle..Çünkü söz konusu olan yaşamdır,çocuklarının yaşamı..Ve senin bir ana olarak ne rüşvet çetelerin vardır, ne de birileri ile çıkar ilişkilerin.Ne yunus balıklarından bir avanta alabilirsin,ne kuşlardan bir çıkar sağlayabilir,ne de ağaçlardan rüşvet yiyebilirsin.Senin elinde saf,tertemiz evlat ve insan sevgin vardır sadece;karşılıksız,yalansız,çıkarsız..

  Ama önüne çıkan herşeyi yakıp,yıkanlara,karı için hava,su,orman,yeşil,mavi dinlemeyip yok edenlere karşı biz kadınlar ve analar çaresizizdir çoğu zaman..Ancak karşımızdaki kocaman güce karşı duyduğumuz korkuya rağmen didinir dururuz yine de salt bir sevgi uğruna..Bu çaba bu didinme meşakkatlıdır genellikle!..Kolay değildir mücadele etmek dokunulmayanlara karşı..Çünkü bu mücadelede  düşman ve hain ilan  edilirsin,lanetlenirsin,bütün güvencelerden birer birer soyunmayı göze almalısındır.Yapayalnız kalacağını bilmelisin en baştan,ama eğer şanslıysan biraz, belki sana omuz veren bir eş ile birkaç dostu bulabilirisn yanında..

Ve yine bilmelisin ki,bir ana ve bir kadın olarak bu dikenli yokuşa tırmanırken,bir mum ışığı gibi zayıf,bir mum ışığı gibi cılız,titrek ve tek başına kalabileceğini..Çünkü insanın kaybedecek hiçbir şeyi kalmayınca ancak,hayatın karşısında elleri ceplerinde durur.Kimse için yüzünü naylon bir gülümseme ile ağrıtmaz ve kimse için ruhunun önünü iliklemez.

İşte o anda sen de aynı onlar gibisiindir,senin de çocuğunun yaşamından başka kaybedecek bir şeyin yoktur artık..O zaman,işte o zaman;sen de yanık yüreğinin saçakları gibi, sarkan gömleğini içine sokmaz,onay mercilerinin hiç birini iplemezsin.Çünkü sen evldının yaşayacağı tertemiz bir dünya için çıkmışsındır yola,o nedenle de her türlü bedeli ödemeye hazırsındır artık..Zaten biliyorsundur zor olduğunu yaşam ve dünya için muktedirlere karşı mücadele etmenin..

Zaten biliyorsundur yaşam ve çevre hakkının en önemli insan hakkı olduğunu..Ama bu arada yine de hep merak edersin kadınlar için türbanı adalet adına anayasal hak görenlerin,yine aynı anayasadaki çevre hakkının çiğnenmesine nasıl bu kadar rahat göz yumabildiklerini?

Ancak herşeye rağmen devam edersin yoluna ve bilirsin ki yüzyıllardır demokrasi ve insan hakları mücadelesi yürekli kadınlar ve onlara omuz veren erkeklerce bu günlere getirilmiştir.Ve sen de bu kutsal görevi çocuklarına teslim edene kadar,tabii ki yüzyıllardır olduğu gibi incinip,örselenecek,hor görülecek ve acı çekeceksindir.

Tıpkı Hindistan’ın büyük lideri Mahatma Gandi’nin tüm demokrasi ve insan hakları mücadelesi verenlere dediği gibi:

“önce senin mücadeleni görmezden geleceklerdir,sonra sana güleceklerdir,sonra sana sinirlenmeye başlarlar,daha sonra seninle mücadele etmeye başlayacaklardır,ama sonra bir bakarsın kazanmışsındır!

BU nedenle daha güzel ve yaşanabilir bir dünya mücadelesi,yola çıkarken bu gerçekleri bilerek yola çıkmayı gerektirir.İtilip,kakılmayı göze alarak,incinip,örselenmeyi,küçümsenmeyi göze alarak çıkarsan yola ve tüm bunlara rağmen korkup yılmazsan eğer,Gandi gibi kazananın sen olacağını bilmelisin en baştan..Çünkü sen her zaman doğruluktan,dürüstlükten ve bilimden yana tavrını koyansındır.BU nedenle bilmelisin ki bir anne olarak,rehberin eğer dürstlük ve bilimse,zaten kazanacak olan mutlaka sensindir.Sen!..
Hikayemi emekli doktor bir ağabeyimizin anekdotu ile bitirmek isterim.Abimiz,”ben kadınlardan hele hele analardan çok korkarım ablacım” derdi sürekli..Birgün “niçin” diye sorduğumda ,yanıt verdi:”Yıllarca Anadolu’nun hemen her yerinde görev yaptım.O yıllar boyunca tedavi için gelen yaralılarda hep yaralanma  biçimi dikkatimi çekmiştir.Gelen yaralının kafasına küreğin veya kazmanın sivri ve keskin tarafı ile vurulmuşsa eğer,yaralayan kadın çıkardı.”dedi.O nedenle bizim doktor abi sürekli ben kadınlardan korkarım dermiş meğerse..Kısacası kadınlar evleri ve çocukları söz konusu ise eğer,küreğin keskin tarafı ile vurmaya her an hazırdırlar..

Bu yazı Yazı kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir